Çetin Ünsalan Yazdı: ‘İstihdamda dev sirkülasyon alarmı…’

Çetin Ünsalan’dan Kritik İstihdam Uyarısı: ‘Devir Değişiyor…’

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan geçim / istihdam ilişkisi, gündemde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Asgari ücretin artık ortalama bir gelir haline geldiği, nitelikli personelin ise nadir bulunmasından dolayı 60 – 90 bin TL arasında maaş aldığı bir dönemde yaşıyoruz.

Ne yazık ki birçok çalışanın hala asgari ücret ya da onun altında bir gelire sahip olduğunu görüyoruz. Ülkemizin gelir seviyesi genel olarak asgari ücret civarında dolaşırken, tecrübeli bir personelin ortalama maaşı da 50 bin TL civarında seyrediyor.

Bu durumda yetenek açığının büyüdüğü ve sanayinin sürekli personel kaybettiği gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz. İŞKUR verilerine göre, iş arayanların ve iş verenlerin üçte birlik kısmını garsonlar, güvenlik görevlileri ve tezgâhtarlar oluşturuyor.

Kariyer.net’in yaptığı son araştırmaya göre çalışanların %60’ı yeni bir iş arayışında bulunuyor. Araştırmaya göre, bu talebin %78’i tatmin edici bir maaş beklentisinden kaynaklanıyor.

Tüm bu veriler, tecrübeli personelin hızlı bir şekilde iş değiştirmesi ve geçim sıkıntısının arttığını gösteriyor. Önümüzdeki günlerde büyük bir istihdam sirkülasyonu yaşanabilir. Artık ‘çalışıyorsan çalış’ devri geride kalmış gibi görünüyor.

Bununla birlikte, 18-25 yaş aralığındaki gençlere yönelik bir işe ilk adım programı başlatıldı. Bu programla ne işte ne de eğitimde olan gençlerin üretim hayatına kazandırılması hedefleniyor.

Ancak çalışanların çoğunun geçinmekte zorlandığı bir dönemde, gençlerin iş hayatına adapte olması kolay olmayabilir. Üstelik, işsizlik fonundan finanse edilen bu programın uygulanabilirliği de tartışma konusu.

Durum burada da bitmiyor. Geçim sıkıntısı yaşayanlar, daha yüksek maaşlı iş arayışına girdikçe, ekonomik olarak güvenli sektörlerden uzaklaşıyoruz. Ülkenin istihdamının %55’ini hizmet sektörü oluşturuyor ve bu ekonomik koşullar altında durumun ne kadar hassas olduğu ortada.

Gerçekten daha fazla istihdam yaratılabilir mi, bu da tartışılır. Ancak varsa bile, taleplerin karşılanması için ücretlerin düşmesi kaçınılmaz olabilir. Ayrıca, işverenlerin brüt maaşlar üzerinden bu mali yükü taşıyacak gücü kalmamış durumda. Kamu destekleri ise yetersiz kalıyor.

Yine de tüm zorlukların üstesinden geliriz diyelim, sorunlar bitmiş değil. Eğer çalışanların maaşlarını açlık sınırı ile karşılaştırıyor ve yıllarca emek verdikten sonra emekli olanların dahi sınırlı bir gelirle yaşam mücadelesi verdiğini görüyorsanız, hiç kimse bu durumu kabul etmeyecektir.

Sonuç olarak, insan odaklı bir ekonomi olmadan sürdürülebilir bir gelecek mümkün değildir. İnsan faktörünü göz ardı eden bir yaklaşım, sadece tüketimi arttırır ve ülkeyi borç batağına sürükler.